ZEKA TESTLERİ GELECEKTEKİ BAŞARIYI GÖSTERİR Mİ?


Bu makale 2017-10-30 14:30:10 eklenmiş ve 302 kez görüntülenmiştir.
Uzman Dr Mustafa ERKAN

Gün geçmiyor ki şaşırtıcı eğitim yöntemleri ile karşılamayalım. Bunun son örneği güzide bir özel okuldan geldi. Zeka testi yaptırmak isteyen ailemize “Neden zeka testi yaptırmak istiyorsunuz çocuğunuz ile ilgili bir sorun mu var?” diye sorduğumda aldığım yanıt her gün garip olaylarla karşılaşan bendenizi bile şaşırttı.
 Ailemiz testin okuldan istediklerini ve bu test neticesinde sınıf ayrımı yapılacağını belirtti. Yani zeka puanına göre bir sıralama yapılacak ve ona göre sınıflar ayrışacakmış. Aklıma bu durum karşısında şu geldi; acaba bu okul saygı değer velilere sınıf ayrımını çocukların ağırlıklarına göre yapacağız deseydi ve düşük kiloları bir sınıfa yüksek kiloları diğer sınıfa koysaydı yine tepkisiz kalıp çocuklarının kilosunu hassas terazide ölçtürmek için hastanenin yolunu tutarlar mıydı?
Eminim ki okul yönetimine bu saçmalığın nedenini sorarlardı. Ancak zeka denilen ve çoğumuzun aslında neyi karşıladığını hala tam olarak bilemediği soyut kavramın ölçülmesi işin içine girdiği zaman ailelerimiz testlerin peşine düşüyor ve çıkacak sonucu heyecan ve merakla bekliyor. Zeka kavramı öteden beri tartışılan ve halen üzerinde tam olarak fikir birliğine varılamayan bir olgudur. En geniş tanımıyla genel zihin gücünü ortaya koyan bir yetenek olarak açıklayabiliriz.
 Sözel yetenek, sayısal anlayış, bellek, dikkat, organizasyon becerileri, mantık yürütme, yargılama öğrenme gibi pek çok zihinsel öğe birleşerek zeka dediğimiz bu soyut gücü oluşturmaktadır. Bazı yaklaşımlar ise zekanın yeni karşılaşılan bir duruma karşı gösterilen uyum becerisi olarak zekayı tanımlamaktadır. Önce ki yıllarda bu yeteneğin büyük oranda genetik olduğu kanısına varılmışsa da son yıllarda ki çalışmalar zekanın çevresel etmenlerle de şekillenebileceğini ortaya koymuştur. Peki bu tam olarak tanımını bile yapmakta zorlandığımız ve üzerinde tam olarak fikir birliğine varılamayan soyut kavramı ölçmek ve bunu somutlaştırmak ne kadar mümkündür. Zekanın bireyin ilerki fikirsel başarısını bugünden tahmin edebilmemizi sağlayan bir gizilgüç olduğunu dikkate alan psikologlar, bugünkü başarıdan ileriki başarıyı yordama (tahmin etme) yolunu tutmuşlardır. Bunu yapılandırılmış bir takım testler sayesinde ortaya koymuşlar ve bir değerlendirme yapılmıştır.
Çok kaba bir tarifle zeka ölçümünü şu şekilde açıklayabiliriz. Aynı yaşta aynı toplumda yaşayan 100 çocuğa aynı testi uygulandığını farz edin. En yüksek puan alan 2 çocuğu ve en düşük puan alan iki çocuğu ayırın geriye kalan 96 çocuğun aldığı puanı “normal” olarak değerlendirin. En yüksek alan 2 çocuğun puanını “üstün puan”, en düşük alan çocuğun puanını “düşük puan” olarak adlandırın ve sınırlamaları bu puanlar üzerinden diğer çocuklara uygulandığını düşünün. Aslında çok daha karmaşık istatistiksel hesaplamalarla bu sınırlar çizilse de bu hesaplamaların nasıl yapıldığı bu yazının konusu değildir. Yıllardan beri psikologların ve davranış bilimcilerin yanıt aradığı soruların başında zeka düzeyi ile akademik başarı arasında ilişki var mı? Bu konu ile ilgili pek çok çalışma söz konusu ve halen fikir birliğine varılamadı.
Kimi çalışmalar zeka ve akademik başarı arasında güçlü bir ilişkiye (yüksek zekalılar akademik anlamda normal zekalılardan daha başarılı) işaret ederken son yıllarda ki çalışmalar zeka ve akademik başarı arasında net bir ilişki ortaya koyamamakta. Tabi ki yapılan çalışmalarda kullanılan testlerin farklılığı, akademik başarı ölçütü, çevresel faktörlerin etkisi gibi pek çok değişken olduğu için tam bir fikir birliğine varılamadığı açıktır. Şahsi kanaatim elbette ki zeka ve akademik beceriler arasında kısmi de olsa bir ilişki olsa da bu ilişki özellikle okul öncesi dönem ve ilkokulda daha fazla iken, ortaokul, lise ve üniversitede zekanın akademik başarı üzerine etkisi hızla azalmakta olduğudur. Ayrıca üstün zekalı çocuklarda akademik başarı daha fazla iken zeka puanları normal izleyen grupta, sayısal olarak farklılık olsa bile, başarı oranlarında büyük değişiklik olmadığıdır. Zeka ile ilgili bir diğer şehir efsanesi de bazı psikiyatrik hastalıkların nedeninin “fazla zeka” kaynaklı olmasıdır. Toplum zeka yüksekliği konusunda bu kadar hassas davranırken psikiyatrik hastalıkların kaynağını “zeka” olarak görmesi de sosyologların ayrıca araştırması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu konu ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda şaşırtıcı olmamakla birlikte herhangi bir fikir birliğine varamamıştır. Tabi ruhsal hastalıklar ve zeka ilişkisi çok geniş tartışılması gereken bu konu. Ancak bu yazıda çok yüzeyel olarak belirtilmeliyim ki özellikle otizm, şizofreni gibi hastalıklar açısından düşük zeka risk faktörü olarak belirlenebilir iken duygudurum bozukluklarında (bipolar bozukluk ve depresyon) yüksek zeka düzeyi risk faktörü olarak tanımlanabilir. Peki hayattaki başarıya zekanın etkisi ne ölçüde? Bu sorunun cevabını ararken şu felsefi soruya da cevap vermek gerekir. Hayatta ki başarının kriteri neler? Neye göre kime göre tepkilerini vermekte haklısınız. Ancak “zeka” gibi soyut bir kavramı İQ puanı olarak somutlaştırırken, hayattaki başarıyı da sayısal somut bir değere indirmek gerekir ki aralarında matematiksel ilişkiler bulabilelim. Pensilvanya Üniversitesinde yapılan ve tam 30 yıl süren çalışmada hayatta ki başarıya bireysel olarak zekanın etkisi değerlendirilmiş. Hayatta ki başarı için kriter olarak 30’lu yaşlardaki finansal gelir, aile ilişki düzeyleri ve yaşam kalitesi gösterilmiş. Yapılan 30 yıllık takibin neticesinde hayatta ki başarı için zeka puanından çok bilişsel kontrol (cognitive control) yetenekleri etkiliyor.
Bilişsel kontrol zevki erteleyebilme, hedefe yönelme, zamanı kontrol edebilme, öğrenmeyi öğrenme ve dikkat fonksiyonlarını gibi zihinsel fonksiyonları içermektedir. Bu netice de en nihayetinde hayatta ki başarı da zeki olmak yerine planlı ve düzenli çalışmanın daha önemli olduğunu ortaya koyuyor. Tabi en önemli faktörü atlamamak lazım “talih”. Science dergisinde 2015 yılında yapılan ve yaklaşık 60000 kişiyi içe alan bir çalışmada bazı kanser türlerinde en büyük risk faktörünün “talihsizlik” olduğu ortaya çıktı. Yani hayatta ki başarıda da kanımca talihin rolünün önemi yatsınamaz. Sonuç olarak zeka kavramı ve zeka testleri hala çok da işlevi belirlenemeyen ve ileri ki zamanlarda üzerinde pek çok çalışmayı içinde barındıracak bir olgu. Bir özellik veya bir yetenek olarak görebiliriz.
Zeka testleri biz psikiyatristler için ise pek çok bilgiyi bize gösterse de aslında her şeyi göstermemektedir. Aileler olarak zekayı ve ölçmeyi uzmanların yetkisine bırakalım ve çocuklarımıza verdiğimiz değeri ve onların var olan potansiyellerini birkaç test sonucuna bırakmayalım. Zeka asla hayallerin önüne geçemeyeceğini de unutmayalım.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Yeni Anamur Gazetesi
Copyright © 2017 Yeni Anamur Gazetesi. Tüm hakları saklıdır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi